Anasayfa » Kişisel gelişim » Elon Musk’ın Beyin Çipleri (Neuralink): Dil Öğrenmek Hayal mi, Tıbbi Devrim mi?

Elon Musk’ın Beyin Çipleri (Neuralink): Dil Öğrenmek Hayal mi, Tıbbi Devrim mi?

Elon Musk’ın Beyin Çipleri (Neuralink): Dil Öğrenmek Hayal mi, Tıbbi Devrim mi?

Elon Musk’ın Neuralink gibi beyin-bilgisayar arayüzü (BCI) teknolojileri üzerine yürüttüğü çalışmalar, dünya genelinde büyük bir yankı uyandırdı. Şüphesiz ki pek çok kişi haberlerde bu gelişmeleri takip etti. Hatta dil öğrenme meraklıları arasında, “Acaba bu çiplere yeni bir dil yüklenebilir mi?” sorusu akıllara gelmiş olabilir. Ancak bu nöroteknolojinin temel amacı, felç veya diğer nörolojik hastalıklardan muzdarip bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmak ve kaybettikleri bazı basit görevleri yerine getirmelerine yardımcı olmak üzerine odaklanmış ilk prototiplerden ibarettir.

Mevcut haliyle bakıldığında, Neuralink çiplerinin teknolojisi bazı yönlerden oldukça ilkel görünebilir. Ancak asıl önemli olan, elde edeceği sonuçlar ve tedavi potansiyeli sayesinde ne kadar hassas ve görece gelişmiş bir etki yaratabileceğidir. Bu teknoloji, tıp bilimiyle doğrudan ilişkili olup, tıp dünyası için küçük ama insanlık için devasa bir adım olarak nitelendirilebilir. Tıpkı Ay’a ilk ayak basan Neil Armstrong’un sözlerini hatırlatır gibi: “İnsan için küçük, insanlık için büyük bir adım.” Ay’a ayak basmak, her ne kadar tarihi olsa da, ilkel bir başlangıçtı; tekerleğin icadı bile insanlık için çok daha pratik ve dönüştürücü bir buluştu. Bu bağlamda, beyin çipinin teknolojik basitliğinden ziyade, bu basitliğine rağmen bireylerin yaşam kalitesine katacağı hayati hareketler ve fonksiyonlar büyük önem taşımaktadır. Konuyu daha da derinleştireceğiz, merak etmeyin.

Unutmayınız ki insan beyni, klasik bir bilgisayardan çok farklı, olağanüstü derecede karmaşık ve ileri düzeyde organik bir yapıdır. Tam olarak nasıl çalıştığı halen büyük ölçüde bir muamma olmaya devam etmektedir. Beyne implante edilen Neuralink çipi ise, sıradan bir bilgisayarın en basit işlemcisi veya iletkenleriyle kıyaslandığında bile çok daha temel ve ilkel bir elektronik devredir. Ayrıca, bu devrenin hammaddeleri kesinlikle biyouyumlu materyallerden oluşmak zorunda olduğu için, Intel veya AMD’nin gelişmiş chipsetleriyle rekabet edebilecek performans sergileyemezler. Yani, beyninize bir Intel i9 işlemci takılmıyor, öyle bir şey olsa beyin aşırı yüklenerek zarar görebilirdi. 🤗

Neuralink’in Güç Tüketimi ve İlkel Teknolojinin Ardındaki Deha

Teknik açıdan bakıldığında, beyindeki doğal elektrik sinyallerini kullanacak olan bu implant, beynin bir saat pilinden bile yüzlerce kat daha az elektrik ürettiği göz önüne alındığında, aslında son derece düşük güç tüketen ve bu yönüyle ilkel sayılabilecek bir teknolojiye sahiptir. Ancak Neuralink’i ‘ileri teknoloji ürünü’ yapan asıl nokta, bu düşük güç tüketimi ve ilkel yapısına rağmen, gelişen biyomühendislik sayesinde biyouyumlu bir şekilde üretilerek organ reddi riski olmadan beyin sinyallerini algılayıp yönlendirebilmesidir. Başka bir deyişle, cihaz, beynin aşırı düşük voltajlı bu hassas elektrik sinyallerini başarıyla işleyebilmektedir. İşte bu yüzden, tıbbi teknoloji dünyası için küçük gibi görünen, ancak insanlık için çok büyük bir ilerlemedir.

Bir hesap makinesi de oldukça basit sinyalleri hızla işler, öyle değil mi? Ancak bir hesap makinesi bile beynin ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla enerji tüketir. Bu bağlamda önemli olan, Neuralink gibi cihazların teknolojik karmaşıklığından ziyade, sunacağı işlevsel önemdir. Hatta uzaya gönderilen, muazzam teknolojik derin uzay sondaj cihazlarının bile hesap makinelerindekine benzer basitlikte işlemcilerle donatıldığını biliyor muydunuz? Beyne takılması planlanan bu BCI cihazları, binlerce hastaya umut ışığı olma yolunda ilerlemektedir. Teknoloji basit gibi görünse de, sonuçları itibarıyla insan hayatında çok önemli değişiklikler yaratacaktır.

Bilim Kurgu ve Nöroteknoloji: Hayaller ile Gerçekler Arasındaki Çizgi

Filmler, adından da anlaşıldığı üzere, bilim kurgu ürünleridir. Yapımcıları için bir film, aslında bildiğimiz bir prodüksiyon, bir içeriktir. Ancak bu kurgusal içeriklerin, gerçek olmadığını bilmemize rağmen hayal gücümüzü nasıl böylesine etkilediği inanılmaz, öyle değil mi? James Cameron’ın Avatar 1 için neredeyse 10 yıl, Avatar 2 için ise 15-20 yıl beklemesinin sebebi sizce neydi? Çünkü bir fikrin ortaya çıkışından, onun teknolojik olarak uygulanabilir hale gelmesine kadar geçen süre, bazen onlarca yılı bulabilmektedir. (Yüzüklerin Efendisi serisi için de benzer şekilde ortalama 40-50 yıl beklenmişti.) Sinema dünyasının teknolojik gelişimini yakından takip eden bir vizyoner, teknolojiden ne beklemesi gerektiğini ve bu beklentilerin ne kadar uzak olduğunu çok iyi tahayyül edebilir. Kurguyu sahneye taşıyabilmek için doğru teknolojinin olgunlaşmasını beklemek, onun yaratım sürecinin temelini oluşturmuştur.

Beyin Çipleri ve Dil Edinimi: Karmaşık Bilişsel Ağlar İçin Henüz Yetersiz

Dil… Söylemesi kolay ama derinlemesine incelendiğinde, inanılmaz derecede karmaşık ve çok katmanlı bir yapıdır. Adeta yaşayan, ayrı bir organizma gibidir. Böylesine geniş bir bilişsel matriksi kaldırabilecek güçte bir işlemciyi beyne implante etmeye çalışmak, mevcut teknolojiyle düşünülemez ve denek için ölümcül olabilir. Kaldı ki, basit kas hareket sinyalleri ile ağızdan ses olarak çıkan kelimelerin beyindeki sinyallerinin aynı olup olmadığı bile henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak, beyindeki hareket sinyallerinin başarılı bir şekilde tespit edilebildiği ve bu sinyallere etki eden cihazların geliştirildiği bilinmektedir.

Ancak, konuşma üretimi için beyinde tam olarak hangi tür sinyallerin etkili olduğuna, gerçekten bir sinyalin mi kelime ürettiğine ya da bu sinyallerin ağızdan çıkan kelimelere nasıl dönüştürülebileceğine dair kesin bir bulguya henüz rastlanmamıştır. Bu durum, böyle bir cihazın henüz ‘uzak teknoloji’ bile denilemeyecek kadar uzağımızda olduğunu göstermektedir. Eğer böyle bir teknoloji mümkün olsaydı, hastalara yardımcı olmak için kullanılan ve görece daha niş bir alan olan beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisine kıyasla, insanlara onlarca dil öğretebilecek “dil çipleri” çok daha büyük bir talep görür ve milyarlarca dolarlık yatırımları çekerdi. Bilim insanları, mevcut veriler ışığında böyle bir olasılığa dair en ufak bir ihtimal görmediklerini açıkça belirtmektedir.

Özetle, beyninize bir çip takılarak sizi doğrudan konuşturacak bir nöroteknoloji şu an için mevcut değildir ve yakın gelecekte de böyle bir gelişme pek olası görünmemektedir. İnsana, dijital çipler aracılığıyla konuşabilme veya dil öğrenme yeteneği doğrudan verilemez. Uzak gelecekte beyninize daha gelişmiş bir BCI implantı takılsa bile, bu çipler muhtemelen sadece belirli yazılımların arayüzlerini kullanmanızı sağlayacaktır, sizi konuşturmayacaktır. Bisiklet veya araba sürmeyi dijital bir çiple mi öğrendiniz? Dil, etkileşimin, iletişimin ve derin bir kültürün unsurlarını da barındıran, öğrenilmiş ve edinilmiş deneyimlerin bir bütünüdür; adeta bir yaşam biçimidir. En gelişmiş yapay zeka tabanlı tercüme botlarının bile ana dil düzeyinin ötesindeki sokak dilini ve kültürel bağlamları doğru bir şekilde çeviremeyişinin temel sebebi de budur. Yaşayan bir varlığın “dil” dediği bütünün yalnızca matematiksel olarak anlamlı kısmını yapay zeka algoritmalarıyla çevirebiliriz. Ancak, iki insanın anlamsal çıkarımlar yapabileceği, derin kültürel kodlar içeren bir dili ve iletişim bütününü, yapay zekadan şimdilik tam olarak tercüme etmesini beklemek büyük bir beklenti olur. Bu yüzden derler ki: “Bir dil bir insan, iki dil iki insan!” İki insan, tek bir çipte oynayamaz! 🤣 Yapay zeka, henüz bu karmaşıklığı tamamen kavrayacak kadar gelişmiş değildir.

Özetle, birinin beynine bir dili ‘ana dil seviyesinde’ konuşmasını sağlayacak kadar gelişmiş bir nöroteknoloji mevcut değildir. Böyle bir gelişme, mevcut bilimsel verilere göre imkansızdır. Tıpkı ruhunuzu bir başkasına aktarmanın veya bir robota gerçek bir bilinç/ruh kodlamanın mümkün olmaması gibi. Bu tür bir senaryo, şimdilik teknolojik açıdan bile mantık dışı olduğu gibi, genel anlamda da bilimsel gerçeklikle bağdaşmamaktadır.

Kaldı ki; günümüzdeki en gelişmiş insansı robotlar ve yapay zeka sistemleri dahi, olağanüstü işlem güçlerine rağmen, bir insanın zekası ve deneyiminin yanında hala çok sınırlı kalmaktadır. Bu teknolojik gelişmelerin, kendi alanlarında büyük devrimler olması, insan zekasının karmaşıklığını ve derinliğini aşamadıkları gerçeğini değiştirmez. Bu nedenle, Neuralink ve benzeri beyin-bilgisayar arayüzleri konusundaki dil edinimi gibi karmaşık yetenekleri, belki de kuantum bilgisayarlarının çağına ulaştığımızda yeniden tartışmak gerekebilir. Çünkü tüm olasılıkların yeniden şekilleneceği bir gelecek kaçınılmaz olarak gelecek. Ve bu geleceği, bu ileri nöroteknolojileri ve söz konusu çipleri yine de çok daha gelişmiş olan kendi beyinlerimizle tasarlayacak ve başaracağız.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz