İngilizce öğrenenler için İngilizce yazılar, motivasyon, farkındalık, temel dersler ve kişisel gelişim yazıları

İngilizce öğrenimi

İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum yakınması

İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum

İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum diyenlerden misiniz? Yanılıyor olabilirsiniz!

İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum dediniz belki de yıllarca! Peki gerçekten anlıyor musunuz?

Merhaba arkadaşlar, ben İngilizce özel ders eğitmeni Harun Güçlü. Bu yazımda, İngilizce eğitim süreciyle haşır neşir olanların diline sakız olmuş ‘İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum’ olgusuna değinmek istiyorum. İnsanın doğal dil öğrenme mekanizması ve öğrenim sürecinin nasıl olduğu apayrı bilimsel bir detaydır. Ancak konumuz insan ve diller olgusu değil. Anlatmak istediğim bir dil öğrenme mekanizmasına sahip olduğumuz ve bunu nasıl kullandığımızdır. Zira dil bilimciler dil süreçleri ile alakalı yüzlerce kitap yazmıştır. Bu bağlamda yazımızda altını çizmeye çalıştığım asıl konu, daha basit anlamda İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum yanılgısı! 

Daha somut örnekler vererek devam etmek istiyorum. Daha yeni yeni anne baba diyen bir çocuğun ne kadar sevimli olduğunu bilirsiniz. Özellikle söylediklerinizi anladıkları zaman daha da mutlu olursunuz dimi. Anneye götür, babaya götür gibi temel düzeydeki cümlelerdir bunlar. Bebek konuşamasa da sizi anladığını tepkilerinden veya söylediklerinizi uygulayışından bilirsiniz. Dikkat: Bu, anlıyorum ama konuşamıyorum söylemine örnek teşkil etmeyecek bir örnektir. Ama o bebek konuşamasa da sizi anlıyor bunu biliyorsunuz.

İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum diyenlere istisna örnekler

Uzun zaman boyunca eğitim aldıkları halde İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum diyen bir çok öğrenciyle karşılaştım. Evet bunların içinde gerçekten anlayanlar var ve bu öğrencilerin bazıları, tabiri caizse kafasını gözünü yara yara konuşmaya çalışıyorlar! Fazla hatalı olsa da girişken ve konuşkanlar ve her şeyi anlatamayabilirler. Bu kişiler gerçekten de anlayan ama konuşamayan kitleyi temsil ediyorlar. Tek eksikleri doğru bir eğitim almadan dili öğrenmiş olmalarıdır. (sokakta veya ticaret gereği) Turistik bölgelerde çalışan kesim buna örnek teşkil edebilir.

Anladıklarını sanıp konuşamayanlar da var

Oysaki anladıklarını iddia edenlerin büyük bir çoğunluğu ağızlarını bile açmıyorlar. Bu bağlamda bu öğrenci kitlesinin bir yanılgı içinde olduğu kanısındayım; Cümle akışlarındaki belli başlı kelimeleri anlıyor olmak İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum demek için yeterli değildir. Bu öğrenciler İngilizceyi anlamıyorlar da konuşamıyorlar da. Zira anlamak çok uzun sürmeden konuşmayı beraberinde getirir… elbette çok kısa sürede değil!

İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum demek tembel bir bilincin neticesi mi?

Tembellik durumu hangi açıdan veya hangi düzeyden değerlendirildiğine göre değişiklik gösterir. Bir dili öğrenmek öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Bu bağlamda biraz anlayabiliyorum demek daha doğru bir ifade olabilir. Zira bir dili anlıyorum demek bile mutlaka belli bir zaman gerektirir. Gerektiği gibi bir eğitim almadığınız zaman bir dili anlamanız da kolay değildir. Bu bağlamda eğer bir dili anlıyorsanız ve yıllardır da hep aynı şekilde anlıyorum ama konuşamıyorum dediyseniz hep kendinizi kandırdınız demektir.

Çünkü ‘anlamak’ İngilizce öğreniminde olduğu gibi çoğu yabancı dilde aşılması gereken ilk safha olup, ‘konuşma’ belli bir zaman sonra ardından gelen ikinci safhadır. Dil eğitimine daha yeni başlamış ve aradan 3 5 ay geçmişse bunu söylemekte haklı olabilirsiniz. Ama öyle oturduğunuz yerden yıllar önce aldığınız ve yarım bıraktığınız eğitimlerinizden ötürü anlıyorum ama konuşamıyorum diyenlerdenseniz; Altını çiziyorum YANILIYORSUNUZ. 

Şimdi birazda  dürüst olmakta fayda var, bu öğrenci kesiminin hiç bir şey bilmediğini iddia etmiyorum. Ancak yüzlerce kelime bilgisi tek başına konuşmanıza yetecek yapıyı oluşturamaz. Ayrıca anlama olgusu da kendi içinde tartışılır. Örneğin bir Türk konuştuğunda daha fazla anlıyorsanız ama bir Amerikalı veya İngiliz konuştuğunda anlamıyorsanız bu da kendi içinde bir tartışma konusudur. Buradan Amerikalıların ve Türklerin İngilizcesi başlıklı yazıya bir göz atabilirsiniz. Haricen dil olgusu ve seslerle alakalı ayrı bir konu yazının sonunda link olarak eklenmiştir.

Ne yapabileceğinize odaklanın! birikimleri avantaja dönüştürün.

Lütfen yukarıda bahsi geçen cümleleri bir yerme olarak değil bir teşvik olarak algılayın. Çünkü anladığınızı sanıp üstüne ayrıca, konuşmaya dönüştüremediğiniz İngilizce bilginiz hep bu bahaneye hapsettiğiniz işe yaramaz bir bilgi birikimi olarak kalmamalı. Bugüne kadar elbette çok şey öğrendiniz ancak içinde olduğunuz şartlardan ötürü parasını ödediğiniz bir şeyin sonucunu alamadınız. Öğrendiklerinizi anlar hale gelemediniz. Bu da hep pes etmekle veya vazgeçmekle sonuçlandı. Bu süreçte ikinci önemli faktör ise doğru bir eğitmen ve öğrenci ilişkisidir.

Anlamak ve duymak farklıdır

Telaffuz ve bölgesel farklılıklardan kaynaklı, bildiğiniz halde duyamadığınız kelimeler var!

İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum diyen bazı istisna öğrenciler var elbette! Yukarıda da kısa bir örnek vermiştim. Üniversite sınavlarında 4 yanlış bir doğruyu götürür ifadesini biliyorsunuz! Bu öğrenci kesimi de çoğunlukla üniversite sınavını geçmek ve sınavda daha çok net bırakmak için bir makine gibi çalışmış ve sınav gününde patlatmak üzere devasa bir bilgi birikimine sahip olmuştur. Kafalarında onlarca gramer kuralı, yapılar, istisnalar ve genel olarak çok geniş bir bilgi birikimi! Ancak söz konusu konuşmak veya konuşulanı anlamak olunca emin olunuz ki bu öğrencilerin de büyük bir kısmı aynı dertten muzdarip olacaktır! Çünkü bu kesimin bütün İngilizce bilgisi kağıt üstünde çalışıyor!

Duymak için farkında olun

Bu durumla alakalı olarak hemen şu konuya da açıklık getirmek istiyorum. Anlamak kelimesinden genel kasıt kelimeleri duyabilmektir! Çünkü söz konusu dünyanın bir çok ülkesinde resmi anadil olan İngilizceyi bilmek (yukarıdaki üniversite hazırlık öğrencisi örneğinde olduğu gibi) anlamak için yeterli değildir! Aslında günlük İngilizcenin ortalama kaç kelimeyle konuşulduğu da ortada; Kimilerince üç beş yüz iken, kimilerince yedi sekiz yüz kelimeyi aşmadığı söylenir! Ama cümle akışlarında kelimeler, bölgelere göre öyle farklı telaffuz edilir ki; hem orijinal aksanlı telaffuz hem de bölgesel farklılıklardan kaynaklı, bildiğiniz halde duyamadığınız cümleler olgusu vuku bulur! Çünkü diller sadece yazılı kelime olguları değildir. Bu sizin anadiliniz için de geçerlidir. 

Çok basit bir örnek vereyim. Ana dilimizdeki şu örnek cümleyi alıyorum;

1- Tamam tamam geliyorum, geldiğimde konuşuruz (orijinal yazılı versiyonu)

Aynı cümlenin Türkiye’nin farklı bölgelerindeki yerel hak tarafından nasıl seslendirildiğine bi bakalım. Bu örnekler tam doğruyu teşkil etmeyebilir ve bölgenin neresi olduğu önem arz etmez. Örnekler çoğunlukla sokak ağzı ile eklenmiştir. 

2- Taam taam geliyom, gelim de gonuşuruz

3- Temam temam geliyurum, gelem de gonuşuruk

Bu örneklere onlarca varyasyon eklemek mümkündür. Türkçeyi sonradan öğrenmiş birisi, birinci orijinal yazılı versiyonu anlayabilir. Ancak aramız da çok fazla yaşamamış ise, yöresel varyantları duyunca anlamayacaktır. İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum meselesi de işte böyle bir şey… Anlama ve konuşma öncelikle bizim dilimizdeki birinci örnekte verdiğim kağıt üstündeki versiyonu bilmekle ardından seslere aşina olmakla aşılır. Doğru bir başlangıç ve gerekli motivasyon ilk hedefiniz olmalı.  Ve elbette söyleyecek söz ve verecek örnekler yazmakla bitmez…

Dilerseniz bu konuyla yakından alakalı olan alttaki bağlantıya bakabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın